Chuck S02 E18
June 28th, 2009 Posted in düşünceler | No Comments »Chuck,
Kaktüs,
Müzik Seti,
ve O’Reilly’s “Programming Perl By Larry Wall, Tom Christiansen, Jon Orwant”
![]()
Chuck,
Kaktüs,
Müzik Seti,
ve O’Reilly’s “Programming Perl By Larry Wall, Tom Christiansen, Jon Orwant”
![]()
Pazartesi ve Cuma akşamları, sokaktaki “Beer Center” da canlı müzik başladı yaz aylarıyla beraber…
Biraz önce Mahzuni Şerif‘ten “Ben beni” çaldılar…
seyyah oldum pazar pazar dolaştım
bir tüccara satamadım ben beni
koyun oldum kuzum ile meleştim
bir sürüye katamadım ben beni
ben beni, kendimi, canımı özümü.dostlar beni bir kazana koydular
kırk yıl yandım daha çiğsin dediler
ölçeğimi gram gram yediler
bir kantarada tartamadım ben beni
ben beni, kendimi, canımı özümü.deli gönlüm aktı gitti engine
cok boyandım cok çiçekler rengine
bir mahzuni demiş oldum kendime
olmaz olsun atamadım beni beni
ben beni, kendimi, canımı özümü.
Üstüne bir de Musa Eroğlu‘ndan “Telli Turnam”…
Telli turnam selam götür
Sevgilimin diyarına
Üzülmesin ağlamasın
Belki gelirim yarına cananımaHasret kimseye kalmasın
Sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın uğruna can uğrunaGönüle hasret yazıldı
Sevgiye mezar kazıldı
İki damla yaş süzüldü
Gözlerimin pınarına,pınarınaHasret kimseye kalmasın
Sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın uğruna can uğruna
Bir de üstüne “Uğurlar Olsun”… Adamı zorla içiriyorlar…
Ekleme : Mahzuni’den “Çeşm-i Siyahım” (Video) çalıyorlar… bu yapılmamalıydı…
Yaz sıcaklarını hissettiğimiz şu günlerde, uzun geceler için birebir olacağını düşündüğüm ama bu kadarını tahmin edemediğim bir hastalık, başlıkta adı geçen oyun. Efsane, kült Diablo oyununun devamı niteliğinde 4-5 yıllık bir oyun olmasına rağmen oynama fırsatı hiç bulamadım (Belki de bulaşmak istemedim). Ve o gün geldi çattı. Bir bölüm daha bir bölüm daha derken gece saatin kaç olduğuna ve sabahına mesaiye gidilecek mi diye düşünmeden hırsla sol tık kasımı geliştiriyorum.

Diablo III için de bağlantıyı takip ediniz : Diablo III
İtalya’da deneyip de en çok beğendiğim içecek (şey demek istemezdim ama
) “Spritz” idi. “Aperol” adı verilen portakal aromalı bir aperatif, soda ve beyaz şarapla kolayca elde edilen bir içki. Reklam ve spritz tarifi için buyrun hep beraber izleyelim :
Diğer yandan Aperol arama çalışmalarım hızla devam ediyor. Daha sonuca ulaşamadım. Campari’ye mail atıp bir kasa istesem mi diye düşünmeye de başlamadım değil ![]()
Uff… uzun ve yorucu birkaç ayı geride bıraktım. Taşınma telaşı ile başlayan bu sürecin içinde tatil, sınav, proje, matlab, perl, edirne,…vs derken son aylarda ilk defa haftasonu kafam rahat bir şekilde evdeyim. Akşam planladığım “Ohhh sabah kalkar, atlarım bisikletin üstüne, ortaköy, kabataş, oradan da heybeli” dedim. Saati de kurdum. Ama gelin görün ki -evet görmeliydiniz-… son maç… kırmızı köşede zafer… mavi köşede ise yıllardır bir şekilde yendiği uykusu… ve maç başladı…
Neyse maç devam ededursun, geçen haftasonu durumumu özetleyen çalışmadaki arkadaş için 1 dakikalık saygı duruşuna çağırıyorum :

Diğer yandan böyle bir boşluğa düşünce iki gece önce ne yapayım dedim… ilk sezon bölümlerin izlediğim ama sonra bir şekilde kesintiye uğrayan “Chuck” aklıma geldi… vurdum kendimi torrent yollarına. Amaç haftasonu evde vakit geçirmek olunca aklıma gelen “Nerd Herd” elemanımız “çakma” ajan iyi gidecek galiba.
![]() Chuck deyince aklıma Chuck Norris de geldi ama konuyla uzaktan yakından alakası yok bu arkadaşın… Daldan dala atlama örneği vererek bir ara nette gördüğüm “her insan Chuck Norris’e 7 kişi uzaktadır” efsanesi geldi… aradım link bulamadım… bulunca eklerim artık |
![]() |
|
![]() |
Diğer yandan konu dizilerden açılmışken, torrent sitelerinde gezinirken bir de baktım ki “A-team” DVDRipleri… kaç sene oldu ya gibisinden bir tepki verdim. Fakat verdiğim tepki torrentin “Complete” olduğu görünce daha da arttı… Tabii arkadaş 33 küsur Gb olunca inmesi herhalde bir eylül ayını bulur diyorum

Tahmini kalan süreye (ETA) dikkat!!!
hadi bakalım neler göreceğiz daha…
HP’yi bu hafta tamire vereceğim… Makine çok ısınmanın üstüne, önce ekranda yanıp sönmeler yaparak kilitlenmeye sonra kablosuz bağlantısı çalışmamaya ve en sonunda da hiç açılmamaya başladı. İnternette biraz karıştırınca HP Pavilion modelleri kullanan kişiler arasında azımsanmayacak sayıya sahip bir grup kullanıcının benzer dertlerden (Dert : Anakart yanması) muzdarip olduğunu anladım. HP genel servis numarasını aradığımda şuna benzer bir konuşma geçti :
Zaf : Hp pavilion um bozuldu ne yapmam gerekiyor ?
HP : Servislerimizden biriyle iletişime geçebilirsiniz. Size en yakın servisimizi söyleyebilirim.
Zaf : Yalnız, bu makine yaklaşık 3 yıl önce yurtdışından alındı.
HP : Aaaaaa. öyle mi ? Bu takdirde HP Türkiye olarak size yardımcı olmayacağız. HP Türkiye, yurtdışından alınan ürünlere destek vermemektedir.
Zaf : Ama makine HP. Siz bakmazsanız kim ilgilenir ? bir yönlendirme yapabilir misiniz ?
HP : Biz birşey söyleyemeyiz. İnternetteki arama sitelerine başvurunuz.
Zaf : S#½&^’^@&/%&/….
Sonra gittim HP sitesinde yer alan servislerden birini aradım. Konuşma yine şuna benzer şekilde :
Zaf : 3 sene önce yurtdışından alınan HP Pavilionum bozuldu. Size getirebilir miyim ?
HP : Biz HP Pavilionlara destek vermiyoruz.
Zaf : Nasıl yani ??? HP servisi değil misiniz siz ? (Presariolara destek veriyoruz Pavilionlara vermiyoruz !!! Üvey evlat mı bu Pavilion)
HP : Pardon ? yurtdışından mı dediniz ?
Zaf : Evet.
HP : Yani garanti kapsamı dışında… hmm… peki siz getirin biz ilgileniriz…
Zaf : (Paranın kokusunu aldınız değil miii ???)
Bakalım işin sonu ne olacak…
Çok daldan dala atladım yine… bir de dişçi (pardon diş hekimi diyecektim değil miiii tühhh… bütün diş hekimlerinden özür dilerim)… ağzında 1,500 TL taşıyorum. haberiniz olsun… o da başka bir güne artık
…And uyku wins…!!!
| Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kaseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. Edip Cansever |
|
Geç keşfedilmiş şarkılar arasına giriyor. Şarkı değil esasen bütün albüm : Kesmeşeker - Kum.
“Ve cellat uyandı yatağında bir gece,
Tanrım dedi bu ne zor bilmece,
Öldükçe çoğalıyor adamlar,
Ben tükenmekteyim öldürdükçe.”
Ataol Behramoğlu
FRP’den filan anlamam ancak benzeri bir mantıkla düşünülmüş ve çok da güzel çalışan flash tabanlı bir site. Birkaç gecedir giriyorum ancak 24 saatinde sadece 3 kez maç yapabilmek çok kötü. Karakter geliştikçe bu sayının artacağını umuyorum.
Haydi arenaya !
http://zafatar.mybrute.com
Yaklaşık iki hafta önce, iki haftalık izin alıp takıldım uçan kuşların peşine (Ek$i Sözlük : Leyleği havada görmek) Güzergah bayağı uzundu. Google Earth’e sordum, Cleveland dedi
. Ne Cleveland’ı yaklaşık 7.000 km dedi.
Guzergaha ait yerler : İstanbul - Münih - Verona - Trento - Milano - Paris - Milano - Bergamo - Rome - Venice - Trento - Verona - Frankfurt - İstanbul. (Aktarma yapılan yerler de gidilmiş sayılmaktadır
)
Yanımda bir sürü anı, güzel an, hayalkırıklıkları, hayranlıklar, dersler ve önümüzdeki 5-10 için düşlerle geri geldim. Bazı kabuslar ise birer tokat gibi geldi her ne kadar ilk başlarda kabullenemesem de. Ama herşeye rağmen, eğlenceli ve iyi bir zaman dilimiydi. Tek şikayet belki de ayak tabanlarımın bu kadar yürüme performansına isyan etmeleri idi. (Evini bizlere açan ve Paris sokakları için ayakkabı desteğini esirgemeyen Ozan kardeşime buradan sevgilerimi gönderiyorum…
)
Daha nice kereler leylekleri havada görmek dileğiyle…(Sahi Lufthansa‘nın logosundaki kuş leylek mi acep ???
işte böyle yakalarlar…)